28 Mart 2019 Perşembe



Çıplak bir yalnızlık yağıyor üstüme, damlaları delip geçiyor ruhumu. Kadife şarkılar mırıldanıyor Tanrı, ayaz karanlıklarda boğulurken bedenim.
 Çürüyorum, 
Çürüyorsunuz …Beynimin kıvrımlarından çamurlu fikirler sızıyor, yeni doğan güneşin rengine inat. Ve yine en günahkar ben olacaktım perde indiğinde.Toprak kokusu yerini ceset kokusuna bıraktığında kimse kalmamıştır mezarlıkta ve kimse kendine yakın bulmamıştır mezarcıyı.
Oysa… 
Oysa sefil bedenler çürüyüp kurtlanırken, yine mezarcı örtecekti üstünü üşümesinler diye.

24 Ekim 2018 Çarşamba

Biliyorum inanmadan dinliyorsunuz gelecek anlatılarımı ve biliyorum çoğunu kıçımdan söylediğimi düşünüyorsunuz. Yanılıyorsunuz!

Zihnimi bir projeksiyon yardımıyla gökyüzüne yansıtmak isterdim, görecekleriniz kendinizden korkmanıza neden olabilirdi ve inandığınız tanrıya nefretle bakabilirdiniz. Bunların hiçbirini yapacak gücüm ve yeteneğim yok sadece yazabiliyorum ben ve bu yazdıklarımı anlayıp inanan tek bir böcek ya da ağaç yaprağı varsa tanrı kadehime kan doldurmaya başlamış demektir ve ölümsüzlük bu olsa gerek.


21 Eylül 2018 Cuma



Dışı bahar içi derin bir boşluk olan insanlardanım. Dışım ilkbahar.. Dışım sevinç, dışım yaşam… İçim ölü, içim hüsran, içim hayal kırıklıkları…

Bir nevi yalan mıdır bu yaptığım yoksa insanları kandırmak artık alışkanlık haline mi gelmiş bilmiyorum. Gülümsüyorsun, mutlu sanıyorlar.

Lanet günler geçmek bilmiyor. Daha da sıkıcı bir hal alıyor bazen. Nefes kesiyor. Anlayanım yok etrafımda, gülenim çok ama. Sahte gülümsemeler.. Yapmacık tavırlar.. Dikkat çekme çabaları.

Kelimelere tam olarak dökemiyorum kendimi. Döksem roman olur, belki seslendirilecek bir şiir.

Dışarısı soğuk olmalı, şehir ise gri. Sonbahar hiç bitmemeli. Yağmur hiç susmamalı.

Tek bildiğim bu.
Tek istediğim bu




13 Nisan 2017 Perşembe

sen benim kara rüyalarıma inen sis
saçlarıma ak mısın?
toprağın üzerime yıkılıyor 
gözlerinden ağlıyorum dünyaya
dudaklarından şarkı söylüyorum
şiir okuyorum
ellerinden vuruyorum kendimi,
yüreğinden atıyorum kendimi mecnunun bile
düşemediği savaşa
bileklerinden kesiyorum kendimi 
sen benim intiharım
cinayetim
sonum olabilir misin?

esmer hikayelerimiz olacak bizim
düşe kalka ölecek
düşe mahkum 
can çekişe çekişe varacak sona
sonra…
sen benim ağıdım olacaksın feryat figan 
omuzlarından sarsacağım seni
şeytan kuyusunun yanıbaşında 
acılara sokup kafanı nefessiz bırakacağım kendimi
korkma yine ben öleceğim
sen benim maktulüm olabilir misin?
…
ruhumu boğduğun her nefes için bir can vereceksin
seni işledim günah defterime
seni dikerken sırtıma bir isa dövmesi gibi
çağ düştü ömrüme
sen benim ömrüm olabilir misin?

deşiklerimde düş kaldı acından geriye
satırlarımda kan lekelerinden çiçekler bıraktım sana
dualarımda doğmamış azapların affını vasiyet ettim
seni rüyanın zihnimi fethiyle bıraktım gerçeğe
şimdi ne olursun düşsün sözün sesime

sen benim tanrım olabilir misin?


Geri Döndüm.

selam
sikik ruhlarınızın egoist yanıyla seviştiğini biliyormuydunuz?
okadar bunaltıcı ki , anlatamayacak kadar da sıkıcı hepinizin canı cehenneme, neyse konumuz
bu değildiki gerçi bende kendimi kaybetmişken intahar tek kaçacak yol aslında biraz cesur olanın deneyecegi tek kaçış noktası ebetiyete kadar özgürlük ve saygı duydugum insanlar bence intahar edenlerın mezarlarının başında ceket iliklenmeli ..
kısacası  nefes alıyor diye yaşıyor olamam dimi sadece fişi çekilmemiş sesi kısık flash TV 'si acık televizyon  gibiyim


22 Ocak 2017 Pazar

Sokaklarda yaşar ve kafa yapan tüm ‘yaşam belirletilerini’ kullanırdık. Gözlerinizin dahi değmek istemeyeceği kadar yoksunduk ve bir o kadar da karanlık. Korkuyorsunuz bizden.
Sizlerin kurduğu hiç bir hayale zevk objesi olmadık, güneşli günlerde gözlük yerine hep şapka taktık. Aydınlık bize hiç yakışmıyordu ve sizin inandığınız hiç bir şeye inanmadık.
Siz parayı tanrı biz ise karanlığı inanç saydık. Siz, temiz bedenlerinizle pis hayaller kurup kirli ölümleri yaşadınız. Bizler ise kirli bedenlerimizle çocukları öptük hep, onlara inandık hep.
O haklı olsaydı severdik hepinizi. Siz cennete koştukça biz cehennemde nöbete koyulduk bile bir kaç kelimeyle, dizeyle.
Siz düş görün ve bize bırakın tüm hastalıklı kelamları.

Gölgesiz edebiyatın karanlık ve çöplük itleriyiz bizler..
Ruhum acıyor ve ben artık kendimi bulmaya korkuyorum, ölüyorum işte çaktırmayın.